"11 Gün, 9 Ülke" (6. Gün: Stavanger)
- as-ozcelik
- Nov 27, 2017
- 2 min read
Yağmak ile yağmamak arasında kalmış, sadece saç baş bozup keyif kaçırmak adına serpiştiren bir yağmurun altında, tırmanış planımızı gerçekleştirmek üzere Stavanger'e doğru yola koyulduk.
Stavanger, Rogaland'a bağlı bir ilçe. Önemi ise, bölgedeki eşsiz yer şekillerinden geliyor. Her türlü ekstrem aktivite ve tırmanış için biçilmiş kaftan. Nitekim, tırmanış başlangıç noktasına ulaştığımızda, birçok tur otobüsü ve bireysel araç park halinde, birçok insan ise son hazırlıklarını tamamlamak adına alandaydı.
Tırmanışa başlarken, tırmanışın uzun süreceğini ve yağmurlu havanın büyük bir dezavantaj olacağını biliyorduk. Bilmediğimiz şey ise, zirvenin yerden 4 km yüksekte olduğu, bu tırmanışın 4 saatimizi alacağı ve tepede bizi şiddetli bir fırtınanın beklediğiydi. "Çıksak mı, beklesek mi, aşağıda kalıp sahlep mi içsek" kararsızlıklarından sonra, 10 kişilik grubumuz ile, tırmanışa başladık. Henüz 10. dakikada paçalarımız sırılsıklam olmuş, ayaklarımıza bağladığımız poşetler yırtılmış, grubun yarısı gözden kaybolmuştu. Yine de, moral bozmayarak, bizi sarmalayan yemyeşil doğanın ve minik şelalelerin tadına varmaya çalışarak, ilk 2 saati geçirdik. Şakalar espriler derken, sırılsıklam saçlarımız ve her adımda vıck vıck ses çıkaran bileğimize kadar su dolu botlarımızın üstünde durmadan, zirveye vardık. Ve olan oldu. Zirvede, bizi çok şiddetli bir fırtına karşıladı. Öyle ki, bir tarafımızın uçurum olduğunu biliyor, fakat aniden çöken sisten ötürü 2 adım ötemizi göremiyorduk. Can acıtacak derecede şiddetli düşen yağmur damlaları ve dengemizi bozan rüzgar ise, tüm bu çilenin adeta tuzu biberiydi. İnişe geçmeden önce, bir süre zirvede ortalığın sakinleşmesini bekleme kararı almışken, arama kurtarma ekiplerinin gelip acilen dönmemiz gerektiğini, hareket etmezsek donacağımızı söylemesi ile, apar topar yola koyulduk. Artık herkes can derdine düşmüş, el yordamı ile doğru yolu bulmaya çalışıyordu. Aralarında metreler olan kayalardan atlıyor, düşe kalka ilerlemeye çalışıyorduk. Hızlı hızlı inerken, düşüp bileğimi burktuğumda ve yardım için arkamdakilere seslendiğimde, etrafımda kimsenin olmadığını farkettim. Tüm grup dağılmıştı, kimse kimseyi ne görebiliyor, ne duyabiliyordu. Bir yandan, kaderimde hayatımın geri kalanını Norveç'te Allah'ın unuttuğu bir dağda geçirmek varmış diye söyleniyor, bir yandan paramparça olmuş pantolonum ve kan revan içindeki elbiselerim ile moral bozmadan ilerlemeye çalışıyordum.
Aşağıya inene kadar, toplamda 5 kere çok ciddi şekilde düştüm. 2 saatlik iniş yolu boyunca, kayalar arası emekleyerek geçtiğim dahi oldu. Alana ulaştığımda, herkesin aynı durumda olduğunu ve tırmanışı böyle bir havada yapmanın hiç de iyi bir fikir olmadığını farkettik. Dönüşte içtiğim o sıcacık sahlep ise, hayatımda içtiğim en lezzetli sahlepti.
Dönüş yolunda düşündüm, zirve gerçekten bu yaşananlara değer miydi? Hayır, çünkü sisten hiçbir şey göremedik. Peki unutulmayacak bir anı oldu mu? Kesinlikle evet, çünkü hayatımda geçirdiğim en adrenalin dolu gündü.
Comments